29 Mayıs, Amerika Birleşik Devletleri'nin 35. Başkanı John F. Kennedy'nin (JFK) doğum yıldönümü. Siyah-beyaz televizyonla tanımlanan yaşadığı dünya uzak görünse de, 1961'de Birleşmiş Milletler'e ilettiği özel bir uyarı sanki bu sabahın manşetleri için yazılmış gibi geliyor. Ayrıca okuyun | Abraham Lincoln'den günün sözü: 'Bana bir ağacı kesmem için altı saat verin, ilk dördünü harcayacağım…'
John F. Kennedy ne dedi?
25 Eylül 1961'de BM Genel Kurulu huzuruna çıktı ve o zamandan beri küresel diplomasinin temel taşı haline gelen bir konuşma yaptı. “Savaş artık rasyonel bir alternatif olarak çekici gelmiyor. Koşulsuz savaş artık koşulsuz zafere yol açamaz. Artık anlaşmazlıkların çözümüne hizmet edemez. Artık yalnızca büyük güçleri ilgilendirmez. Rüzgar, su ve korkuyla yayılan bir nükleer felaket, büyükleri küçükleri, zenginleri ve fakirleri, kararlıları ve bağlı olmayanları pekala yutabilir. İnsanlık savaşa bir son vermelidir – yoksa savaş insanlığın sonunu getirecektir.”
John F Kennedy sadece şiirsel değildi; matematiksel davranıyordu. Nükleer silahların icadının çatışmanın rasyonelliğini değiştirdiğini savundu. Onun görüşüne göre, koşulsuz savaş artık koşulsuz zafere yol açamaz ve nükleer felaket sınırlara, zenginliğe veya siyasi ittifaklara saygı göstermez. 'Rüzgar, su ve korkuyla yayılır'.
JFK'nin mantığı neden geçerlidir?
1961 tarihli bir alıntıyı geçmişin bir kalıntısı olarak göz ardı etmek kolaydır, ancak JFK'nin uyguladığı mantık 2026'da Soğuk Savaş sırasında olduğundan daha uygundur, çünkü bugün 1961'e göre daha fazla ülke nükleer kapasiteye sahiptir ve bu da 'kazara' savaş istatistiksel riskini artırmaktadır.
Üstelik modern savaş artık 'kontrol altında' değil. Dijital veya otomatik bir saldırı, küresel altyapıyı felce uğratabilir ve bu da JFK'nin savaşın 'artık büyük güçleri ilgilendiremeyeceği' yönündeki görüşünü kanıtlıyor. Ekonomilerimiz ve çevremiz o kadar iç içe geçmiş durumda ki, bir bölgedeki büyük bir çatışma, dünya çapında açlık ve enflasyon gibi kelebek etkisi yaratıyor.
Mesajı, yıkım yerine diplomasi çağrısıydı. JFK, bu sorunları insan yarattığı için çözebileceğine inanıyordu. Bugün geriye dönüp hayatına baktığımızda, onun sunduğu seçim önemli olan tek seçenek olmaya devam ediyor: Ya çatışma içgüdümüzün ötesine geçiyoruz ya da bu içgüdünün son eylemimiz olmasına izin veriyoruz.
JFK, onlarca yıldır ABD siyasetine hakim olan devasa, yüksek başarı gösteren İrlanda-Katolik hanedanı olan ve genellikle 'Amerika'nın Kraliyet Ailesi' olarak adlandırılan Kennedy ailesinin bir parçasıydı. 1953'te JFK, ABD tarihinin en ikonik 'First Lady'lerinden biri olacak olan Jacqueline 'Jackie' Bouvier ile evlendi. JFK, 22 Kasım 1963'te Dallas, Teksas, ABD'de suikasta kurban gitti; üstü açık bir başkanlık konvoyundayken vuruldu.

Bir yanıt yazın