Tip 2 diyabet dünya çapında en sık görülen metabolik hastalıklardan biridir. Şu ana kadar araştırmaların odak noktası öncelikle insülin olmuştur. Hormon, glikozun vücut hücrelerine emilmesini sağlar, böylece kan şekeri seviyesini düşürür. Ancak araştırmacılar artık bunun karşılığı olan glukagon üzerinde de yoğunlaşıyorlar.
Karaciğerin kana şeker salmasına ve kandaki glikoz düzeyinin artmasına neden olur. Yeni bir çalışma, yağlı karaciğer hastalığı ile değişen glukagon düzeylerinin tip 2 diyabette ne kadar yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor.
“Diyabet Bakımı” dergisinde yayınlanan çalışma için Alman Diyabet Merkezi'nden araştırmacılar, yeni teşhis edilen tip 2 diyabetli 50 yetişkin ve metabolik açıdan sağlıklı 50 kontrol deneğinden alınan kan örneklerini ve metabolik verileri analiz etti.
Katılımcılara diğer şeylerin yanı sıra özel metabolik testler ve karaciğerin MRI taramaları yapıldı. Bu, karaciğerde tam olarak ne kadar yağ depolandığını ve çeşitli hormonların yemekten sonra nasıl davrandığını ölçmeyi mümkün kıldı.
Açık bir fark vardı: Tip 2 diyabetli kişilerde, teşhisten sonraki ilk yıl içinde yemekten sonra, diyabeti olmayan kişilere göre yaklaşık yüzde 75 daha yüksek glukagon seviyeleri vardı. Tip 2 diyabetli kişilerde yemek yemese bile glukagon seviyeleri yaklaşık yüzde 30 daha yüksekti. Aynı zamanda karaciğer yağ içeriği de önemli ölçüde arttı.
Yağlı karaciğer ile bağlantı özellikle dikkat çekiciydi. Tip 2 diyabetli ve yağlı karaciğerli katılımcılar yemekten sonra en yüksek glukagon seviyelerini gösterdi. Alman Diyabet Merkezi'nden çalışma lideri Michael Roden, “Sonuçlarımız, tip 2 diyabetin sadece insülin etkisi açısından değerlendirilmemesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Karaciğer ve glukagonun düzenlenmesi metabolizmada özel bir rol oynuyor” dedi.
Yağlı karaciğer “hepatik glukagon direnci” üretebilir.
Araştırmacılar yağlı karaciğerin glukagona daha az tepki verdiğinden şüpheleniyorlar. Bu nedenle vücut giderek daha fazlasını serbest bırakabilir. Bilim insanları olası bir “karaciğer glukagon direncinden” söz ediyor. Önceki çalışmalar bunun kanıtını zaten sağlamıştı ve yeni veriler artık bu varsayımı daha da destekliyor.
Çarpıcı olan şey ise araştırmacıların bulamadığı şey. Şimdiye kadar pek çok bilim insanı, amino asitler veya serbest yağ asitleri gibi belirli metabolik ürünlerin glukagon artışına neden olduğunu varsayıyordu. Ancak mevcut çalışmada bu bağlantı kanıtlanamamıştır. Artan glukagon seviyelerinin bu faktörlerden bağımsız olarak meydana geldiği görülmüştür.
Sonuçlar aynı zamanda yeni tedavileri de etkileyebilir. Glukagon reseptörünü aktive eden glukagon bazlı poliagonistler de dahil olmak üzere bazı modern ilaçlar, yağlı karaciğer hastalığını ve metabolik hastalıkları tedavi etmek için halihazırda glukagon sistemine özel olarak müdahale etmektedir. Çalışma, etkilerinin karaciğerin glukagona ne kadar duyarlı olduğuna bağlı olabileceğini öne sürüyor.
Veriler aynı zamanda önleme konusunda da bilgi sağlıyor. Araştırmanın ilk yazarı Maximilian Huttasch'ın, “Yağlı karaciğer hastalığının erken tedavisi, tip 2 diyabet riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir. Risk gruplarının erken tespiti ve taranması bunun için çok önemlidir” dedi.
Çalışma hala öncelikle bağlantıları gösteriyor. Daha ileri araştırmalar, bozulmuş glukagon düzenlemesinin aslında hastalığın bir nedeni mi, yoksa yağlı karaciğerin bir sonucu mu olduğunu açıklığa kavuşturmalıdır.
Bir yanıt yazın