Bu yıl en çok fark ettiğim şey CEO'ların sorduğu soruların niteliğindeki değişiklikti. Artık hangi teknolojiyi satın alacaklarını sormuyorlar, bunun yerine operasyonlarının hangi kısmının onlar görmeden zaman, doğruluk veya kaynak israf ettiğini soruyorlar. Odaktaki bu değişim – “hangi araca ihtiyacım var”dan “neyi bırakıyorum”a doğru – 2025'te yerleşmeye başlayan dijital olgunluk hakkında çok şey söylüyor. İlk defa, birçok kuruluş körü körüne çalışmanın açıklığa yatırım yapmaktan daha maliyetli olduğunu kabul ediyor.
Dijitalleşmenin yönetim kurulunda değil, şirketin gerçekten nefes aldığı noktada yani üretim hattında, satış katında, depoda veya teslimatı yapan araçta gerçekleştiğini de öğrendik. İşte bu noktada birkaç saniyelik bir gecikme, kötü taranmış bir ürün veya eksik bir sipariş, verimli olmak veya rekabet gücünü kaybetmek arasındaki farka dönüşebilir. Ve bu yıl en derin dönüşümü orada, gündelik mekanlarda gözlemledim: teknoloji soyut bir vaat olmaktan çıktı ve işi kolaylaştıran pratik bir araç haline geldi.
En ilginç olanı ön saflarda çalışan ekiplerin bu değişikliği nasıl kendilerine ait hale getirdiğini görmekti. Yıllar boyunca teknoloji ek bir yük, direnç veya şüphe yaratan bir şey olarak algılandı. Bu yıl bu algı değişmeye başladı. Teknoloji, hataları ortadan kaldıran, tekrarlanan görevleri azaltan ve önceden yalnızca tahminlerin olduğu anlarda kesinlik sağlayan bir müttefik haline geldi. Araçlar dayatılan sorunları değil gerçek sorunları çözdüğünde benimsemenin daha iyi aktığını keşfetmek, yılın en değerli öğrenmelerinden biriydi.
2025 yılı operasyonlarımıza daha dürüst bakmaya başladığımız bir yılsa, 2026 da karar yılı olacaktır. Ve sadece teknolojik kararlardan bahsetmiyorum. Nasıl çalışmak istediğimiz, hangi süreçleri yeniden düşünmeye istekli olduğumuz ve yapay zekaya ne kadar özerklik vermek istediğimizle ilgili kararlardan bahsediyorum. Önümüzdeki yıl birçok açıdan liderliği teknik altyapıdan daha fazla test edecek, çünkü yapay zeka istek uyandırıcı olmayı bırakıp gündelik hale gelecek: Rotalar öneren, görevler öneren, hataları öngören veya şüpheleri saniyeler içinde çözen sessiz bir sistem olacak.
Bu senaryoda liderlerin önündeki zorluk teknolojiyi benimsemek değil, insanlığı kaybetmeden yapay zekayı entegre etmek olacak. Gerçek değer, hangi verilerin gerçekten önemli olduğunu, hangi kararların insanların elinde kalması gerektiğini ve bilgilerin gürültüye dönüşmesini nasıl önleyeceğimizi anlamak olacaktır. 2025 bize bir şey gösterdiyse o da teknoloji doğru olsa da doğru yorumun hala insan muhakemesine ihtiyaç duyduğudur. Her ikisinin birleşimi, ilerleyen şirketleri yalnızca araç biriktiren şirketlerden farklılaştıracak.
Bu nedenle 2026 yılının “en teknolojik” şirketlerin yılı değil, en insani şirketlerin yılı olacağına inancım tamdır. Teknolojiyi yetenekleri doyurmak için değil geliştirmek için kullananlar. Verimliliğin daha fazlasını yapmak değil, daha iyisini yapmak olduğunu anlayanlar. Ve yıllardır bozulmadan kalan süreçleri sorgulamaya cesaret edenler, iyi oldukları için değil, hiç kimse onları yeterince titizlikle gözlemlemediği için.

Bir yanıt yazın