Bazen eğitimciler hataları hemen kabul ederler. Bazen de eğitimciler (ya da eğitim kurumlarında çalışanlar) hatalarını ne pahasına olursa olsun savunurlar. Son yıllarda SAT sınavını isteğe bağlı hale getiren üniversitelere gelince, sadece bir tanesi bu kararını geri aldığını açıkladı.
Geçtiğimiz günlerde New York Times, özellikle pandeminin ışığında üniversiteye girişte standartlaştırılmış testlerle ilgili tartışmalı konuyu ele alan “SAT'ta Yanlış Yönlendirilmiş Savaş”ı yayınladı. COVİD'deki aksaklıklara yanıt olarak birçok seçkin üniversite, SAT'ın isteğe bağlı politikasına geçti.
Bu hamle eğitimde eşitliğin zaferi olarak selamlandı. 1. Kimsenin sevmediği, 2. Irk ve sınıf söz konusu olduğunda başarıda büyük boşluklar bırakan bir sınavdan kurtulmak elbette bir zaferdir, değil mi? Artan sayıda uzman ve üniversite yöneticisi artık bu değişimin bir hata olup olmadığını sorguluyor.
Uzmanlar neden yeniden değerlendiriyor?
Araştırma, standartlaştırılmış test puanlarının üniversite başarısını tahmin etme konusunda değerli bilgiler sunduğunu, son yıllarda enflasyon görülen lise notlarının güvenilirliğini aştığını gösteriyor (“not defterinde 50'nin altında not yok” notuna sahip herhangi bir öğretmenin bunu doğrulayabileceği gibi).
Önyargı eleştirilerine rağmen, standartlaştırılmış testler, düşük gelirli kökenden gelenler ve yeterince temsil edilmeyen azınlıklar da dahil olmak üzere gelecek vaat eden öğrencilerin belirlenmesinde özellikle etkilidir. Eğer bir üniversite, güçlü bir puanın daha az ayrıcalıklı bir geçmişe sahip bir öğrenciden geldiğini kabul ederse, bu büyük bir potansiyelin işareti olabilir.
Elbette SAT puanı kabul için tek kriter olmamalı. Ancak bunun kabul edilmemesi, birçok parlak azınlık öğrencisini işaretleyen çok önemli bir kriteri ortadan kaldırıyor.
Dartmouth'tan büyük duyuru
Birçok kolej ve üniversite gibi Dartmouth da salgın sırasında SAT şartını kaldırdı. Geçtiğimiz yaz Dartmouth Başkanı Sian Beilock, standartlaştırılmış testler üzerine iki önemli bulguyla sonuçlanan bir çalışma başlattı:
Birincisi, test puanlarının Dartmouth'taki öğrenci başarısını diğer faktörlerden daha iyi öngörmesiydi.
Ve ikincisi, birçok düşük gelirli öğrenci, SAT puanlarının çok düşük olduğunu varsayarak yanlış bir şekilde SAT puanlarını göndermemeyi tercih etti; oysa gerçekte puanlar öğrencilerin zorlukların üstesinden geldiklerini ve Dartmouth'ta gerçekten başarılı olacaklarını gösteriyordu.
Bu bulguların ışığında Dartmouth geçen hafta SAT sınavını kabul sürecinin zorunlu bir parçası olarak eski durumuna getireceğini duyurdu.
Bunun öğretmenler için anlamı nedir?
Öğretmenler ve üniversite danışmanları için bu tartışmayı anlamak, öğrencilere üniversite başvuru sürecinde rehberlik etmek açısından çok önemlidir. Hiçbir öğretmen standartlaştırılmış testleri uygulama fırsatı için eğitimci olduklarını söylemez. Bununla birlikte, özellikle dezavantajlı kökenden gelen öğrenciler için, öğrencileri standart testlerde başarılı olmaları için gereken becerilerle donatmak önemlidir.
Bu konuşma aynı zamanda kabullerde daha bütünsel bir yaklaşıma duyulan ihtiyacın altını çiziyor. Eşitlik dikkate alınmalıdır ancak akademik potansiyel de dikkate alınmalıdır.
Son bir not
Son olarak, bu konuşmanın, kurumların eşitlik adına kapsamlı kararlar alması, ancak bunun tam tersi bir etki yarattığının farkına varması eğiliminin yalnızca en yenisi gibi göründüğünü belirtmekte fayda var. “Sıfır yok” notu öğrenci motivasyonunda büyük bir düşüşe neden oldu. Cebirin ortaokul derslerinden kaldırılması, özel ders almaya gücü yeten varlıklı öğrencilerin ilerlemesine olanak sağladı.
Mevcut siyasi iklimimizde herkes, “karşı tarafın” uygulamaya koyduğu zararlı politikaları görmezden gelme yollarına dikkat çekiyor. Biz eğitimciler olarak kendi politikalarımızın nasıl zarar verdiğini kabul etmeyi reddedersek ve zarar vermeye devam edersek, eleştirdiklerimizden daha iyi değiliz.

Bir yanıt yazın