Kimse hangi yılda beklediğimizi bilmiyor.
Bir örümcek, tezgahındaki şeffaf ipliklerden birini oluşturur. Bacakları aciliyet olmadan hareket ediyor. Binlerce kez yapılmış bir şeyin tam ritmiyle.
Bazı eller tamamen aynı şekilde örüyor … kadans: tak, tak, tak… Düşünmeden yapılan şeylerin ritmidir; nasıl nefes alınır, nasıl hatırlanır, nasıl beklenir… Beklemek için tüm nedenler çoktan tükenmişken.
Işık iplikten geçer. Bu konu farklı. Pek çok kez yıkanmış ve eski renklerinin bir kısmını hatırlayan şeyler işte o beyazımsı renktir.
Clack. Clack. Clack.
DAHİLİ ROCKY COAST – İMKANSIZ ŞAFAK
Su boyunca ilerliyoruz. Bir dalga bizi kumların üzerinde bırakıyor. Biraz rüzgar var. Sahilde kimse yok. Uzakta sadece bir mağara. Ve bir nefes. Yavaş. Derin. Tuhaf bir rezonansla, insanlara uygun olmayan bir nefes verişle ve tanrılar için imkânsız bir nefesle.
INT. PENELOPE'NİN YATAK ODASI – GÜNDÜZ
El dokur, iplik girer, iplik çıkar, ağız nefes verir, gözler tezgahtan ayırmadan dikkatli bakar.
Clack. Clack. Clack.
Mağaranın eşiğinde hiçbir şey yoktur. Yalnızca karanlık. Sadece nefes.
O karanlıktan el ortaya çıkar. Sadece el. Kocaman. Jeolojik bir şeyin yavaşlığıyla. Derisi taş dokuludur. Taş her zaman deriden önce gelirdi.
INT. PENELOPE'NİN YATAK ODASI – GÜNDÜZ
Bir adamın kaba ve kaba eli, bir hareketle örümceğin ağını çözer. Şeffaf iplikler güneş ışığında kopup sallanıyor.
Penelope'nin elleri sanki tezgahının iplikleri kesilmiş gibi duruyor.
Sonunda tüm yüzü boğazında bir düğümle gülüp şarap içen adamlara bakıyor. Penelope ne genç ne de yaşlı. O, tam da güzelliğin haklı gösterilme ihtiyacının sona erdiği ve sizi sonsuza dek kurutması gereken bir şeyden sağ çıkmanın getirdiği bir tür ciddiyet haline geldiği anda bir kadındır.
Ağlamıyor. Ağlamamam önemli.
Penelope yine örgü örüyor. Clack. Clack. Clack.
Tezgahın tamamını gösterene kadar uzaklaştırıyoruz. Büyük, mimari, ondan uzun, bu yıllarda büyümüş. İplik ve yokluk açgözlü ve proteinli bir besindir. Çizim kocaman bir göz oluşturuyor. Sadece bir tane.
Göz. Alnın içine gömülü tek bir göz. Bize bakıyor. Kamerada. Ağlayan birinin gözü. Nefes konuşuyor:
POLİFEM
Sen kimsin?
INT. PENELOPE'NİN YATAK ODASI – GECE
Penelope başını kaldırır ve birdenbire cevap verir:
PENELOPE
Hiç kimse.
Aynı oda, aynı soğuk taş ama meşaleler inmiş. O yalnız. Gece oldu. Herkes uyuyor.
Penelope yavaşça arkasını dönüyor.
İpliği iki elinizle tutun.
Ve çek.
Clack. Clack. Clack.
Ses aynı. Tezgah, inşa etmek ile yıkmak arasında ayrım yapmaz. Her iki yönü de aynı kutsal kayıtsızlıkla kabul edin.
Ama eller ayırt ediyor.
Çözen eller, ören ellerle aynı değildir. Parmak eklemlerinde farklı bir şey var. Yorgunlukla birleştiğinde öfkeden önce hafif bir gerginlik. Yüzünde de çenede bir milimetrelik gerginlik var ama özgür kalabilmek için kendine ait olanı yok etme kararlılığına sahip birinin güzelliğini ve çekiciliğini koruyor.
İplik geriye doğru çalıştığını bilmiyor.
Polyphemus'un nefesi duyulurken tezgahın gözü parçalanır. Ve aniden bir soluklanma, gırtlaktan gelen, jeolojik bir çığlık… Körleşen bir tepegözün çığlığı.
Penelope ipliği çekmeyi bırakır.
Yalnızlık tek gözün olmasıdır.
İspanyol yönetmen ve senarist

Bir yanıt yazın