“Adil barış”tan ateşkese

Volodymyr Zelensky'nin geçen hafta sonu Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı konuşma dakikalarca alkış aldı. Pek çok gözlemciye göre bu konuşan, dört yıldır savaşın eziyetini çeken Ukrayna halkı için barıştan başka bir şey istemeyen bir devlet adamıydı.

Peki Zelensky'nin stratejisi nedir ve son yıllarda nasıl gelişti? Ukrayna devlet başkanının son iki yıldaki önemli konuşmalarını gözden geçirmekte yarar var. Şu anki açıklamaları, hiçbir zaman koşulsuz ateşkes dışında bir çağrı yapmadığı izlenimini veriyor.

Ukrayna 2026: 2024 “Zafer Planı”ndan Uzak

Ancak Eylül 2024'te Zelensky, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde ateşkese karşı konuştu ve bunun yerine “adil barış” çağrısında bulundu. Bunun önkoşulu ise Rus birliklerinin geri çekilmesi. Bu seçenek, 2023'teki Ukrayna yaz saldırısının başarısızlıkla sonuçlanmasıyla zaten geçerliliğini yitirmiş durumda. Ancak Zelensky'ye göre, bu “barış formülünün” “alternatifi” yok.

Ekim 2024'te Zelensky “zafer planını” Kiev'deki parlamentoya sundu. İlk noktası, Ukrayna'nın NATO'ya katılmaya koşulsuz davet edilmesiydi. İkinci nokta ise uzun menzilli silahların NATO ülkeleri tarafından kullanılmasına ve teslimine onay verilmesiydi. Zelensky, şahin ve yılmaz savaşçı rolünü mükemmel bir şekilde oynadı.

“Zafer planı”nın üçüncü maddesi ise gizliydi ve “caydırıcılığı” içeriyordu.

Ancak Zelensky'nin gerçekçi olmayan planı, özellikle savaştan zarar gören ülkeyi hızla NATO'ya davet etmeyen NATO ülkeleri üzerinde caydırıcı bir etki yarattı. Zelensky, Kasım 2024'ün başlarında Budapeşte'ye yaptığı ziyarette bir kez daha ateşkese karşı çıktı: “Ateşkesle çatışmanın donması riskiyle karşı karşıyayız.” Bu “çok tehlikeli bir söylem” ve “sorumsuzluk”.

Bu öncelikle, o zamanlar savaşın ancak müzakere masasında uzlaşma yoluyla sona erdirilebileceğini düşünen Macaristan Başbakanı Viktor Orbán'ı hedef alıyordu. Kasım 2024'ün sonunda Zelenskyj ilk kez ateşkes lehinde konuştu, ancak yalnızca bir şartla: Ukrayna'nın işgal edilmemiş toprakları NATO koruması altına alınmalı – iyi bilindiği gibi, bu Rusya için kesinlikle kabul edilemez.

Zelenskyj'in müzakereleri imkansız hale getiren pozisyonlar alması öncelikle ABD Başkanı Joe Biden gibi onun gidişatını koşulsuz destekleyen birinin yanında olmasından kaynaklanıyordu. Donald Trump'ın ABD Başkanı seçilmesiyle birlikte Zelensky için genel koşullar dramatik bir şekilde değişti. Washington'da Beyaz Saray'da Trump ile Zelensky arasındaki skandal toplantıda ABD Başkanı, Ukrayna liderini üçüncü dünya savaşını riske atmaya hazır olmakla suçladı. Trump, Zelensky'nin yıllardır NATO'yu Rusya ile savaşa sürükleme çabalarına değiniyordu. Biden'ın aksine Trump kendisini artık Ukrayna'nın koşulsuz destekçisi olarak değil, bir arabulucu olarak görüyordu. Bu durumda Zelensky'nin anlaşmaya varmaya istekli bir devlet adamı rolünü oynamaktan başka seçeneği yoktu.

Ancak Zelensky, Ocak ayı sonunda Davos'ta yapılacak Dünya Ekonomik Forumu'nda müzakere yapma isteği konusunda şüpheler uyandırdı. Daha sonra Orbán'ı Avrupa'nın çıkarlarını satmakla suçladı. Bu yüzden “kafasına bir darbeyi” hak ediyor. Rusya Devlet Başkanı'nı “gücünü kaybetmesi gereken” bir “diktatör” olarak tanımladı. Bu, müzakerelere yönelik yapıcı bir yaklaşım gibi görünmüyordu.

Zelensky'nin iletişime olduğundan daha açık görünme çabası, oyuncu olarak yeteneği ve tecrübesinden faydalanıyor. Her yeni rolü sanki başka bir rolü oynamamış gibi oynuyor.


Yayımlandı

kategorisi

yazarı:

Etiketler:

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir