BOE'ye göre, işsizlik yardımlarından yararlananların vergi yükümlülüklerinde değişiklik yapılmasını önlemek için bu yükümlülüğün kaldırılması gerekli görülüyor.
24 Aralık 2025 Çarşamba, 14:45.
Bu çarşamba günü Resmi Devlet Gazetesi'nde (BOE) yayınlanan 'çok amaçlı' Kraliyet Kanun Hükmünde Kararnamesi'ne göre, işsizlik yardımı alanların kişisel gelir vergisi beyannamesini ibraz etmeleri gerekmeyecek; burada böyle bir gerekliliğin “normun amacını aştığı” kabul ediliyor, bu nedenle “işsizlik yardımından yararlananlara kişisel gelir vergisi beyannamesi sunma yükümlülüğünün ortadan kaldırılması bu nedenle gerekli.”
Geçtiğimiz Mart ayında, Yürütme, işsizlik yardımı alan kişileri, bu yıl verilmesi gereken 2024 yılına ilişkin kişisel gelir vergisi beyannamesini sunmaya zorlamamaya karar vermiş ve bu zorunluluğu 2026 yılına kadar ertelemişti.
Ancak BOE'ye göre, Genel Sosyal Güvenlik Kanunu gibi sosyal alana özel bir kuralla işsizlik yardımından yararlanan kişilerin vergi yükümlülüklerinde değişiklik yapılmasını önlemek için “kişisel gelir vergisi beyannamesi verme yükümlülüğünün ortadan kaldırılması” gerekli görülüyor.
Bu anlamda, mevcut kapsamının yalnızca resmi bir yükümlülük getirmediği ve başlangıçta işsizlik yardımlarını yöneten kuruluşa ek bir bilgi kaynağı sağlamayı amaçlayan “normun amacını aştığı” değerlendirilmektedir.
Öte yandan, bu yükümlülüğün sürdürülmesinin, işsizlik yardımına erişen yaklaşık iki buçuk milyon yeni kişinin üzerindeki idari yüklerin önemli ölçüde artırılmasını gerektirdiği de görülebilir; buna, Devlet Vergi İdaresi Kurumu'nun bu hacimdeki ek beyannameleri yönetmek zorunda kalmasının ne anlama geleceğini de eklememiz gerekir.
Benzer şekilde, Hükümet, bu yeni beyanname verme yükümlülüğünün, kişisel gelir vergisi beyan etmek zorunda olan yeni vergi mükellefleri olarak 2,5 milyondan fazla vergi mükellefini kapsadığını ve bunların %75'i 5.400 Euro'dan daha az işsizlik geliri elde ettiğini, dolayısıyla kişisel gelir vergisi beyannamesi verme yükümlülüğünün uzatılmasının sadece resmi bir zorunluluk anlamına gelmediğini, aynı zamanda bu vergi mükelleflerinin çoğunun, katı vergi düzenlemeleri uyarınca yükümlü olmayacakları bir vergi tutarını kendi kendine değerlendirme ve ödeme yükümlülüğüne sahip olduğunu da ima ettiğine işaret etmektedir.
Ayrıca, bu yükümlülüğün tesis edilmesinin alt nesil başına asgari sınırın uygulanması hakkının kaybı anlamına gelebileceğine dikkat çekerek, bu nedenle “yukarıdakilerin hepsinin bu zorunluluğun derhal ortadan kaldırılması ihtiyacını haklı çıkardığını” değerlendirmektedir.

Bir yanıt yazın